Rıza Naci
Rıza Naci, İran sinemasının hem gölgesinde hem de ışığında parlayan; yüzünde halkının yaşadığı zorlukları, sesinde ise Azerbaycan kültürünün izlerini taşıyan, oynadığı her karaktere derinlik katan en özgün oyunculardan biridir. Yer aldığı filmlerde, yönetmenin kurduğu dünyanın izleyiciye benimsetilmesinde öylesine güçlü bir paya sahiptir ki, bu etkiyi büyük ölçüde o dünyanın gerçekliğini hiçbir yapaylık taşımadan hissettirebilmesine borçluyuz.
1942’de Tebriz’de doğan Naci, genç yaşlarda sahneyle tanıştı. Tiyatroya adım attıktan sonra askerlik döneminde dahi sahneden uzak kalmadı. Canlandırdığı her karakterde hem yaşadığı coğrafyanın ruhunu hem de insanın iç dünyasındaki iyiyi, hüznü ve acıyı yansıttı. Sinema kariyerinin henüz başlarında rol aldığı Majid Majidi’nin “Cennetin Çocukları” filmi, onun için adeta bir dönüm noktası oldu. 1997’de çekilen bu filmde Ali’nin babasını canlandırmak üzere 2.500 oyuncu arasından seçilen Naci, doğal ve gerçekçi yorumuyla unutulmaz bir performans sergiledi. Oyuncunun bu filmden itibaren İran sinemasının önemli yönetmenlerinden Majid Majidi ile kurduğu yaratıcı işbirliği, onu yalnızca İran’da değil, dünya sinemasında da tanınan bir isim haline getirdi. Majidi ile gerçekleştirdikleri bu ilk filmden sonra İran sinemasının pek çok yapımında yer alan Naci, sanki uzun yıllardır bu dünyanın bir parçasıymış gibi içinde olduğu tüm hikâyelere başarıyla uyum sağladı.
Naci’nin uluslararası alanda en çok ses getiren performanslarından biri yine Majidi’nin yönettiği “Serçelerin Şarkısı” ile geldi. Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı’ya uzanan süreç, aslında onun içten oyunculuğunun çok daha önce açtığı bir kapının sonucuydu. Filmde yalnızlık ve umut arasında sıkışmış bir karakteri büyük bir doğallıkla canlandırarak tüm sinemaseverlerin takdirini kazandı. “Baran” filminde bir müteahhidi, “Söğüt Ağacı”nda Fransa’da yaşayan Murtaza’yı, “Harud”da Yusuf’u, sinema tutkusunu odağına alan “Sinema Tezgahı”nda ise bir gardiyanı canlandırdı.
Rıza Naci, hemen her filminde hem tebessümü hem de hüznü ustalıkla yansıtır. Bunu kimi zaman sesiyle, kimi zaman ise sessizliğinin derin gücüyle gerçekleştirir. Onun oyunculuğu, sessizliğin de en az söz kadar güçlü bir ifade aracı olabileceğini hatırlatır.
